Musibet Uykusu

Geçmiş zamanın hafızalarda hep taze kalan hatıraları… Geçmiş zamanların gelmesi mümkün olmayan anıları… Mazinin ne kadar derininde kalsa da hafızalarda hep yakında hissedilen yaşanmışlıkları…

“Hatıralar bizim yol arkadaşlarımızdır. İhtiyacımız olduğunda çağırırız gelirler, yorulunca onlara yaslanırız” dedi, Kemal SAYAR.

Sabah erkenden güne başlayıp, annesinin hazırladığı sofrada kahvaltıya oturup, sanki yeni doğan gün hemencecik bitiverecekmiş gibi aceleyle karnını doyurup, sofradan kalktıktan sonra elini yarım yamalak yıkayarak sokakta oyun oynamak için evinden fırlayarak çıkıp ayakkabısının bir tekini kapının önünde bir tekini de sokakta giyen çocukların yaşadığı dönemler…

Elektronik eşyaların çok pahalı olduğu, vasıtaların sayısının az olduğu, mahallelerin belli yerlerinde çocukların rahat rahat ve güven içinde oyun oynayabildiği boş alanların bulunduğu, bisikletin en gözde oyuncak, takım kaptanı olmanın şartı sayılan futbol topunun da en itibarlı oyuncak olduğu dönemler…   

Sindirella kanunlarının değil akşam ezanı kanunlarının geçerli olduğu ve hayatımızı ezan vakitlerinin belirlediği dönemler…

Bu dönemde sabahın erken saatinden akşam ezanının okunduğu saate kadar aralıksız sokaklarda oynayan, sokak oyunlarını bırakamayıp öğlen yemeğini annesinin hazırlamış olduğu üzerine yoğurt sürülüp, toz şeker saçılmış ekmeklerle geçiştiren çocuklar beraber oynamanın, kaynaşmanın, fedakârlığın ve paylaşmanın ne olduğunu o sokaklarda öğrenmişlerdi. Bakkaldan alınan bir bardak çekirdeği paylaşmayı da…

Sokaklar o zaman tehlikeli değildi ve güvenlik kameraları yoktu ama insanların her daim birbirine sahip çıkması vardı. Özellikle de vakit namazlarından çıkan mahallenin ihtiyarları sokaklarında oynayan çocukları tanır ve göremediği çocuğu sorardı; ‘hastalandı mı, başına bir iş mi geldi’ diye. 

Sabahtan akşama kadar bir an yerinde durmayan, öğlen güneşinin altında kalan, hafif bir ara öğünle akşamı eden çocukların bitmek bilmeyen enerjileri vardı. Akşam ezanının habercisi olan minarelerin yanan lambası, hoparlörlerden gelen cızırtı sesi, hafif serinleyen hava, gözlerden yavaş yavaş kaybolan güneş…

Bu belirtilerin üzerine açlık da bastırır ve evlerden birinden gelen akşam yemeği için hazırlanan kızartmanın nefis kokusu ve dimağlarında kalan tatla birlikte çocuklar evlerinin yolunu bulurdu.  

Akşam ezanı vakti çocuklar kirlenmiş halde eve gelip ailecek babanın işten dönüşünü beklerken, anne de telaş içinde mutfakta akşam yemeğini hazırlamaya çalışırdı. Sokakta aldığı nefis kızartma kokusunun ardından evde başka bir yemek piştiğini gören çocuğun aklında hep o mis gibi koku kalırdı. Tabi anneler bunu anında fark ettiğinden hem telaşe içinde yemeğini yapar, hem çocuklarının banyoda elini yüzünü yıkayıp üstünü değiştirir hem de aceleyle bir tava patatesi kızartmaya çalışırdı. 

Evin annesi mutfakta telaşlı şekilde uğraşırken oturma odasında yalnız kalan çocuk sabahtan beri sokakta oynadığı oyununa kendi başına devam eder. Evin camı, mobilyanın ayağı, masanın köşesi, yemek takımların olduğu vitrin, üzerinde dantel olan televizyon gibi birçok tehlikenin olduğu odada annesinin uyarısına rağmen oyununa devam eden çocuk; babası eve gelmeden evvel bir kazaya karışır. Annesinin sözünü dinlemeyip yaramazlık yapan her çocuğun başına gelen musibet… Ya eli sobaya değer yanar, ya koltuktan ters şekilde düşer kolunu incitir ya da elini kapıya sıkıştırır. 

Bu kazalar genelde vaktin dar olduğu akşam namazı zamanı olur ve karnını doyuramadan uzandığı yerde uyuyakalır çocuk. Anne sözü dinlemeyen her çocuğun başına gelen uykudur; musibet uykusu. 

Başına gelen kazanın vermiş olduğu acıdan dolayı akşam yemeğini yiyemeyip erkenden yatan çocuk; açlığın etkisiyle gece yarısına doğru uyanır, yarı uykulu ve karanlığa alışmış gözleriyle oturma odasına gelir ve yarım kalan nazını babasına yapmaya başlar kamaşmış gözleriyle. Evladının aç olduğunu bilen anne ise babasına naz yapan çocuğuna hemen bir sofra hazırlar. Sofraya da akşamdan kalma soğumuş patates kızartmasını koymayı unutmadan…

Bazı belalar ve bazı musibetler geliyorum der! Kendi ellerimizle yaptıklarımız bir sebepken; anne sözünü dinlememek de bir davetiye çıkarır bela ve musibetlere. 

“Başınıza her ne musibet gelirse, kendi yaptıklarınız yüzündendir” dedi, Âlemlerin Rabbi; Şûra suresinde mealen.

Gaybı yalnız Allah bilir! Allah’ın şefkatinin tecellisi anneler ise çocuğunun yaramazlığına göre başına gelecek kazayı tahmin eder ve uyarır. Ama dinlemez çocuk uyarıyı. Aynı ilk insanın yasak ağaca yaklaşması gibi… 

“Annelerin dediği çıkar” dedi, meczup ve şöyle devam etti sözüne: “Bozulmaya başlayan beyaz peyniri börek içinde kullanıp israfı önleyen annelerin sözü daha çok çıkar”.

Şadan Sezin
 

Facebook Comments
Önceki yazıyı okuyun:
Evde kalan kadınlar temizlikte, erkekler sosyal medyada vakit geçiriyor

Evde kalan kadınlar temizliğe, erkekler sosyal medyaya daha çok zaman ayırıyor. Karamanoğlu Mehmetb...

Kapat